+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden paylaşmanın insan hayatındaki önemi nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    paylaşmanın insan hayatındaki önemi nedir





  2. Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: paylaşmanın insan hayatındaki önemi nedir


    paylaşmanın insan hayatındaki önemi nedir hakkında bilgi

    Çocuklara paylaşma duygusunu erken yaşlarda öğretmenin ileriki yaşlarda büyük faydaları vardır. Büyükler, çocuklarına paylaşmanın bir şeyden tamamen yoksun kalmak anlamına gelmeyeceğini öğretmeliler.



    Çocuklu ailelerde küçüklerin paylaşma duygusundan yoksun olmaları pek çok problem yaratır. Ama hemen her evde aşağı yukarı aynı olayların yaşandığını da hemen belirtelim.


    Çocuk psikologları, çocukların paylaşma duygusuna sahip olmayı ancak bir kaç yılda öğrenebildiklerine işaret ediyorlar. Çocuklar, önceleri, herşeye kendilerinin sahip olduklarını sanıyorlar. Bu davranışlarının nedeni bencil ya da şımarık olmaları değil. Sadece küçük çocuklar, bir şeylere sahip olma duygusunu doya doya tatmak istiyorlar. Zamanla çocuklar bazı şeylerin onlara ait olmadıklarını farketmeye başlıyorlar. Bir süre sonra ise çocuklarda ‘‘Benim’’ dedikleri şeyleri başkalarıyla paylaşma, ödünç verme ve ödünç alma duygusu yerleşiyor.


    ÇÖZÜM GÖSTERİLMELİ


    Küçük çocukların paylaşmada güçlük çekmelerinin bir nedeni, problem çözümlemenin temel prensiplerini yeni yeni öğrenmeye başlamaları ve çözüme nasıl ulaşılacağını kestirememeleri. Bir çocuğun gözünde herşey siyah ya da beyaz olabilir. Bisiklete ya kendisi binecektir ya da kardeşi. Eğer çocuğun başka seçme şansı yoksa, bisikletini kardeşiyle paylaşmaktan kaçınacaktır. Bu davranışından ötürü de çocuğu suçlamamak gerekir. Çocuğun bisikletini kardeşiyle paylaşmasının ona sağlayacağı başka olanaklar anlatılırsa, sorun çözümlenir.


    Çocuklar, kendilerine ait saydıkları şeylerle ilgili gerçekleri büyüklerin de kabullenmelerini beklerler. Çocuğun bisikleti, oyuncağı, kitabı, bir başkasına aitmiş gibi davranmak yanlıştır. Çocuk malına sahip çıktığı zaman içinde bir korku duymadan onu başkalarıyla paylaşabilir. Daha sonra o şeyin yine kendisine ait olacağını bilmek, çocuğu rahatlatır. Ayrıca çocuklara, mallarını cömertçe başkalarıyla paylaştıkları taktirde, başkalarının da kendilerine ait şeyleri onlarla paylaşacağını öğrenmeleri, sorunu büyük ölçüde çözümler.


    Paylaşma duygusu, olgunlaşmanın bir göstergesidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe, çevresinde olup bitenlere karşı tepkisi de değişir. Malına sahip çıkmasını öğrenir ve onları başkalarıyla paylaşmanın ona bir zarar vermeyeceğini anlar. Üç yaşındaki bir çocuk oyuncağını kardeşine vermeyebilir. Ama aynı çocuk dört yaşına geldiği zaman, oyuncağını ödünç olarak kardeşine vermekte bir sakınca görmez.


    Bazı çocuklar, arkadaşlarına ve yabancılara cömert davranırlar da evde kardeşleriyle bir çöpü bile paylaşmak istemeyebilirler. Çocuklarının bu davranışlarının altında başka nedenler gizlidir. Büyükler, evde kardeşler arasındaki çekişmelerin kaynak nedenini bulmalılar. Bu nedenler ortadan kalkarsa, çocuklar, kardeşleriyle de her şeylerini paylaşmakta bir sakınca görmeyeceklerdir. Genellikle anne ve babaların davranışları, kardeşlerin paylaşma duygularının gelişmesini engelleyebiliyor. Çok çocuklu evlerde, büyüklerin çocuklara eşit muamele yapmamaları, onların kardeşlerine karşı saldırgan ve düşmanca davranmalarına yol açabiliyor.


    GÜVEN ŞART


    Aile içi kavgalar ve çekişmeler, çocukların mallarına daha büyük bir titizlikle sahip çıkmalarına neden olabilir. Huzursuzluk ve güvensizlik duygusu çocukları paylaşma isteğinden uzaklaştırır.


    Çocuklara olgun birer insanmışlar gibi davranmak, paylaşma duygusunun yerleşmesini sağlayabilir. Büyükler, onları karşılarına alıp paylaşmanın yararlarını anlatırlarsa, çocuklar küçük de olsalar bu sözlerden etkilenirler. Huzurlu bir aile ortamında, kardeşler arasında ayrım yapılmazsa ve paylaşmanın yararları çocuklara anlatılırsa, sorun kalmaz. Aslında çocuklar doğuştan paylaşma duygusuna sahiptirler, sadece koşullar onları bu duygudan uzaklaştırır.

    Ona paylaşmayı öğretin

    Çocuğunuzun arkadaşlarıyla iyi bir diyalog kurmasını, kimseyle tartışmadan kendini ifade etmesini beklersiniz. Çocuğunuzun iyi huylu ve bencil olmayan, paylaşımı kabullenen ve arkadaşlarıyla bu konularda problem yaşamayan çocuklar olmasını istiyorsanız bazı ince ayrıntılara dikkat etmenizde fayda var. İşte çocuğunuzun paylaşımcı biri olması için tavsiyeler:
    * Paylaşmayı eğlenceli hale getirin: Ona oyuncuların aynı hedefe ulaşmak için birlikte çalıştığı, işbirliği gerektiren oyunlar öğretin. Mesela, onunla birlikte parçaları sırasıyla yerleştirerek puzzle yapabilirsiniz.
    * Diğer aktivitelerinize onu katın: Arabanızı birlikte yıkayın, çamaşırlarınızı birlikte katlayın ya da alışverişe birlikte çıkın.
    * Arkadaşlarıyla paylaşsın diye bir şeyler verin: Bu, sınıf arkadaşlarıyla beraber yiyeceği bir yiyecek olabilir.
    * Cimrilik yaptığında onu cezalandırmayın: Ona bencil olduğunu söylerseniz, paylaşmadığında onu cezalandırırsanız veya onun için değerli olan bir şeyi arkadaşına vermeye zorlarsanız onun cömertliğini geliştiremeyeceğiniz gibi küstürürsünüz.
    * Kendiniz model olun: Mesela dondurmanızı onunla paylaşın. Yeni kravatını kendi üzerinizde denemek için izin isteyin. En önemlisi sizin başkalarıyla da birşeyler paylaştığını görmesini sağlayın.

    Liderliği paylaşmak

    Futbol takımını şöyle bir düşünelim mi birlikte. Teknik direktör maça çıkıncaya kadar takımıyla devamlı ilgilenir. Antrenmanda, kampta, seyahatte, yemekte takımıyla hep birliktedir. Çünkü takımın lideridir o. Ancak takım maça çıkarken onun sahaya çıkması yasaktır. Sahaya belli mesafeden fazla yaklaşması ve hatta takıma sözlü olarak aşırı müdahalesi dördüncü hakemin ikazına sebep olur. Teknik direktör liderliğini takım kaptanı ile paylaşmak zorundadır.
    Oyun sırasında kaptan takımın liderliğini üstlenir. Ancak oyun sırasında liderlik devamlı el değiştirir sanki. Topu ayağına alan oyuncu ya da eline alan kaleci o an takımın lideri gibidir. Çünkü vereceği karar bütün takımı ve oyunu etkiler. Ve böylece liderlik el değiştirerek oyun sürer gider. Bu yüzden her futbolcunun oyunun tümünü her an takip etmesi istenir. Yerine göre herkes diğerlerinin hatalarını önlemek için uyanık olur. Bu yüzden yeşil sahada basılmadık yer bırakmayan takımlar ve oyuncular hem beğenilir hem de başarılı olurlar.
    İş dünyası da takım oyunu gerektirir. Takım oyununu başarmanın önemli kriterlerinden biri de liderliğin paylaşılmasıdır. Üretim sorumlusu, bu konuda takımın lideridir, herkes onun sesine kulak vermelidir. Satış sorumlusu satış işinin lideridir. Herkes bu konuda onu dinlemek ve yardım etmek durumundadır.
    Kriz durumunda bazen bir güvenlik görevlisi liderliği bir an için ele alır ve olayı yönlendirebilir.
    Ne demek istediğimi bir örnek olayla anlatayım isterseniz. Torunlara kışlık kıyafet alınacaktı. Bir şirketin mağazasına girdik. İki kasa açıktı ve ödeme için uzun bir kuyruk oluşmuştu. Güvenlik görevlisine diğer tarafta boş duran kasayı gösterip. “buradan da ödeme yapılamaz mı?” dedim.
    Güvenlik görevlisi “Ben karışamam, benim işim değil, onu Müdür Bey’e söyleyin demedi. Hemen harekete geçti, kasada şef konumunda olan bir arkadaşına bir şeyler söyledi. İki dakika içinde o kasa açıldı ve güvenlikçi birçok müşteriyi kibarca o kasaya yönlendirdi.
    Nerede mi oldu? Türkiye’de. Hadi liderliği paylaşmanın güzel bir örneğini yaşattığı için firmayı birazcık çıtlatalım.
    Firmanın amblemindeki sevimli hayvan muzu çok sever.

    Zahmetleri paylaşmak

    Kadınlar da çalışsın, kadınlarda çalışsın!..
    Çalışsınlar tabii Kim diyor ki çalışmasın?
    Kadın, erkek, her insanın hem hakkıdır çalışmak, hem de görevi
    Ancak
    Evet, ancak deyip biraz duralım burada.
    Erkek çalışıyor, kadın ev hanımıysa, sabah, eşinden önce kalkıp kahvaltıyı hazırlayacak tabii.
    İşe uğurladıktan sonra kocasını, temizlik yapacak, çamaşır yıkayacak, ütü yapacak Çarşıya pazara çıkacak, akşama yemek pişirecek. Sofrayı kuracak, servis yapacak Sofrayı kaldıracak, bulaşık yıkayacak. Çay demleyecek, kahve pişirecek
    Kimsenin bir şey dediği yok buna. Normali bu
    Pekiyi Kadın da bir işte çalışıyorsa dışarıda? O zaman kim yapacak bu işleri?
    - Ne demek Erkek olarak biz mi yemek pişirelim, biz mi bulaşık yıkayalım yani? Çamaşır da kadın işi, ütü de Bize yakışmaz bunlar!
    Diye itiraz mı ediyor hemen sevgili beyler?
    Ön yargıları, peşin hükümleri bir yana bırakarak düşünelim şimdi.
    Kadın da erkek de dışarda çalışıyorsa, evdeki işlerin ortaklaşa yapılması gerekmez mi?
    Bütün işleri kadının üzerine yıkmak, adaletle bağdaşır mı?
    Sizin vicdanınız kabul eder mi bunu?
    Zararı yok, yemeği kadın pişirsin de erkek de salata yapsa, sofrayı kursa, kıyamet mi kopar?
    Tamam, siz akşama kadar çalıştınız, yoruldunuz da, eşiniz çalışmadı mı, yorulmadı mı?
    Sizin canınız can da, onunki patlıcan mı?
    Ceketinizi, montunuzu, gömleğinizi neden oraya buraya atıyorsunuz? Onları kim toplayacak?
    - Neden bu ev dağınık? Aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum!
    Diye şikayet etmeye hakkınız var mı böyle yaparsanız?
    Rahatına düşkün delikanlılara bir tavsiyem var:
    Çalışan bir hanımla evlenmeyiniz sakın!
    Kazara evlenmişseniz, ne mi yapacaksınız?
    Hayatı paylaşın İşleri paylaşın Sorumlulukları paylaşın Zahmetleri paylaşın Mutlu olmak istiyorsanız tabii!..

    Paylaşmak mutluluktur!

    Takım olmak”, “Takım çalışması”, “Takım ruhu”, “Kendini yöneten takımlar” son yıllarda yönetim biliminin ve de medyasının gözde konularından olageldi.
    Bugünlerde ise yeni ilâveler oldu bu deyimlere: “Kriz yönetim takımı”, “Krizi takım olarak aşmak” gibi.
    Gerçekten görüştüğümüz birçok kişi ve kuruluşta, takım olmanın ne kadar önemli olduğu konuşuluyor son günlerde. Özellikle kriz ortamı, kültürlerinde takım anlayışı olan kuruluşları daha güçlü kılarken, bu anlayışı zayıf olan şirketlerde takım anlayışını yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi sağlıyor.
    Krizi aşmada en önemli konuların başında liderlik, iletişim, şeffaflık, paylaşma gibi unsurlar geliyor. Bunları gerçekleştirmenin en etkili ortamı ise takımlar.
    Ömür boyu çok çeşitli takımların içinde yer ve rol aldım. Bunların arasında samimiyetin, egoları dizginlemenin, gönülden paylaşmanın zirvede olduğu takımlarda başarının olduğunu gördüm ve yaşadım.
    Ama beni en çok etkileyen takımların başında, daha 10-12 yaşlarında iken İzmir’e gittiğimizde katıldığım, üç dayım ve yaklaşık 7 kalfa ve çıraktan oluşan mobilya atölyesi takımındaki tadı hiçbir yerde bulamadım.
    Herkesin birbirine saygıda kusur etmediği, sevginin zirvede olduğu, işlerin olmadığı zaman haftalıklarını yarım alan çırak ve kalfaların neşelerinden çok şey kaybetmedikleri o takımın en tatlı yönlerinden biri öğleyin, gaz tenekelerinin üstüne konan bir sunta parçasının üstüne kurulan sofralardı.
    Herkes evinden sefertası ile getirdiği yemeği ısıtır ve sofraya koyardı. Sonra birlikte yemek yenirdi. O lezzeti hiç unutmamışımdır.
    Çünkü takımın en önemli motifi olan samimi paylaşma bir kristal berraklığında yaşanırdı o sofralarda. Herkesin birbirini gözeterek vakarla yemeklere uzanışları ve yaptıkları mobilyalar görülmeye değerdi.
    Paylaşmak güzel şey, hele bunun şuurunda olan bir takımınız varsa. Benim var ve mutluyum.
    Lokmanızı paylaşın.

    Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen toplantıya Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, “Herkes ekmeğini aç insanlarla paylaşmayı öğrenmelidir” dedi. 800 milyondan fazla insanın açlıkla mücadele ettiğini belirten Eker, “Maalesef dünyada saniyede 5 çocuk açlıktan ölüyor. İnsanlık, çok yiyenler ile açlıktan ölenlerin bir arada yaşadığı çok dramatik bir manzara ile karşı karşıyadır. Bugün milyonlarca insan ‘obezite’ denilen ve çok yemekten kaynaklanan şişmanlıktan tedavi olmak için milyarlarca dolar para harcıyor. Diğer taraftan insanlar açlıktan ölüyor. Oysa bu hastalıktan kurtulmanın reçetesini Hazreti Peygamberimiz ‘Sofradan yarı aç kalkınız” düsturuyla haber vermiştir. İnsanlar çok yiyip hasta olmak yerine az yeyip dünyadaki aç insanlara yardım etmeyi prensip haline getirmelidir. Herkes ekmeğini aç insanlarla paylaşmayı öğrenmelidir” diye konuştu. Hükümet olarak yoksullara yardım konusunda çok önemli adımlar attıklarını belirten Bakan Eker, “Her ay sosyal yardımlaşma fonundan 22 milyon YTL fakirlere gıda ve ayni yardım olarak dağıtılıyor” diye konuştu.

    Yalnızlık ve paylaşmak

    Özdemir Asaf’ın artık klişeleşmiş mısrasına atıfta bulunmak niyetinde değilim. Şehirler kalabalıklaştıkça, insanlar çoğaldıkça, yalnızlık da kaotik biçimde çoğalıyor. Kalabalıkların içinde, kuşatılmışlık duygusunun anaforunda debeleniyor insanlar. Ve hergün onlarca kişiyle konuşan, arkadaşlarıyla gezen, eğlenen,ahbaplarıyla telefonlaşan insanlar, bu yoğun ilişki trafiği arasında hâlâ yalnızlar. Zira paylaşamıyorlar O ilişki çemberi içinde onlarla zamanı tüm bileşenleriyle paylaşmayı “gerçekten” isteyenler de pek yok aslında. Yüzeyde çok yoğun yaşanan, gülünen, eğlenilen, gezilen, sohbet edilen hayatın derinlerinde kopkoyu bir yalnızlık var. İnsanlar birbirleriyle sevinçlerini, dertlerini “paylaşırmış gibi” yapıyor, kimi zaman akıl veriyor, kimi zaman dertleşiyor, kimi zaman teselli ediyor hâttâ saatlerini birbirlerine veriyorlar. Ve buna da paylaşmak diyorlar. Oysa paylaşmak, hemderd, hemhal olmaktır. Yani sevdiğinin derdiyle dertlenmek, haliyle hallenmektir. Sevdiğini kendisinin önüne koyamayan, o dertliyken yüreği acımayan, o sevinçliyken içinde güller açmayan, o başarılıyken mutluluktan yerinde duramayan, paylaşmış olmaz ki
    Gönlümün en mutena yerinde taşıdığım bir sevdiğim güzel bir cümle söylemişti: “İyi bir insan olduğunuz için insanların size adil davranmasını beklemek, vejetaryen olduğunuz için boğanın size saldırmayacağını zannetmek gibidir.” Evet, siz iyi olsanız da insanlar bazen adil davranmayabilirler. Olsun, siz yine de iyi olmaya devam edin. Zira iyi olmak, karşılık beklememeyi de gerektirir. Paylaşmak da öyle Sevdiğinizle paydaş olmaya devam edin. Onu önceleyin, onun derdiyle dertlenin, sevinciyle sevinin. Üzüntüyü, mutluluğu, başarıyı onunla birlikte hissedin. Yüreğinizin acıdığını veya sımsıcak olduğunu hissetmeden, mutluluğunuzu onun sevinciyle tarif etmeden paylaşamazsınız ki Etrafınızda çokça bulunan ve “paylaşırmış gibi yapanlardan” oluverirsiniz. Klişe ifadelerden, “-cığım”lardan, “nasıl üzüldüm bilemezsin”lerden, kuru teşekkür ve takdirden ibaret, içinde en sahici haliyle sevgi katrelerinin olmadığı haller, paydaş olmak değildir ki “Paylaşayım ama, ya gönlüm incinirse?” mi diyorsunuz? Hiç korkmayın, paylaşmanın ve sevdiğiniz için titreyen yüreğinizin verdiği haz, incinmenin acısından çok daha güçlüdür.O riski alın.Paylaşın ki sevdikleriniz “mış gibi yapanların arasında” yalnızlığın girdabına düşmesin
    Not:Yaşgünüm sebebiyle tebrik mesajı gönderen tüm okuyucu dostlara minnetle.

    Korkmayın, paylaşın

    İnsanın yaşamadığını anlatması ya da yazması hem zor oluyor, hem de tesirli olmuyor. Hatta kendisi bizzat kullanmadığı bir malı satmanın imkânsız olduğu söylenir malum. Bendeniz de bu köşede epey bir zamandır sizlerle (yani bu köşeye zaman ayırmayı faydalı bulanlarla) beraber oldum. Bu sayfayı beraber hazırladığımız takımın misyonu gereği, iş dünyamızda “karar kalitesi”nin artırılması için katkıda bulunmaya; bunun için bilgi paylaşmaya gayret ediyoruz, karınca kararınca.
    Paylaşmak! Bunun ne kadar akıllıca bir şey olduğunu anlayabilsek dünyada her şeyin daha iyi olacağını söylemek edebiyat parçalamak değil kesinlikle.
    Çocukluğumuzda bir simidi, bir oyuncağı paylaştığımız zamanki mutluluk artışını hepimiz hatırlarız. Ama büyüdükçe paylaşma kültürü zayıflamaya, yok olmaya yüz tutuyor.
    Özellikle de bilgiyi paylaşmak daha bir zor geliyor bize. Zahmetli ve zor ama değerli bir iş. (Ne kadar mı değerli? Hadi matematik bir ölçü verelim. Yarın Fatih Terim, Claus Moller ile birlikte 5 saat takımdaşlık konusunda bilgi paylaşacak. Bu paylaşımın bedeli kişi başı günlük bin dolar.)
    Çinlilere bayılıyorum. Muhteşem bir kültür hediye etmişler insanlığa. Bu kültürün meyvelerini şimdi küresel ölçekte toplamaya başlamanın hazırlıklarını yapıyor ve rakiplerini bayağı korkutuyorlar.
    İşte o kültürde bilgi paylaşmanın temeline konulan taşlardan biri. Her zaman olduğu gibi bir “Çin atasözü”! “Sende bir yumurta, bende bir yumurta olsa, bunları değişsek, sende de bir, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi, bende bir bilgi olsa, bunları değişsek, sende de iki bende de iki bilgi olur.” Ne kadar akıllıca değil mi?
    O zaman dedim kendi kendime önce ben paylaşmalıyım sahip olduğum bazı şeyleri. Sonra paylaşmanın faydalarını anlatmalıyım.
    Bu yüzden; insanoğlunun çok değer verdiği “başkaları tarafından tanınma” hazzını bana tattıran bu köşeyi paylaşmaya karar verdim. Haftaya Erzurum Horasan’dan çıkıp İstanbul’a uzanan bir hayat çizgisinde epey bilgi ve tecrübe biriktirmiş bir genç yürekle birlikte olacaksınız bu köşede. İleride belki daha başka yürekler yine bu köşede sizin için, ülke için atacak.
    Arkadaşına dondurmasını yalatarak mutlu olan bir çocuk gibiyim şu anda, sevinçliyim. Bir şeyler paylaşıyorum.
    Şimdi size müsaadenizle şöyle sesleneyim: “Bilgi paylaşıldıkça artar, korkmayın paylaşın.”
    Yolunuz açık olsun.

    Yaradılışın bir amacı da paylaşmaktır

    Yıllar önce idealist bir insan olarak hayata atılmıştım. Ülkem için önemli roller üstlenebileceğime olan inancım ve mesleğimde en üst makamlara kadar yükselebileceğime dair beklenti ve hayallerim vardı. Ancak, hiç beklemediğim bir anda yaşadığım olaylar üzerine, mesleğimden istifa ederek, geleceğimi, ilkelerim uğruna feda ettim. Zor bir hayata yeniden ve sıfırdan başladım. Yaşamımın muhtelif kesitlerinde gördüklerim ve yaşadıklarım karşısında, geleceğimiz adına umutsuzluğa kapıldım. Özgüvenimde ciddi sarsıntılar oluştu. Acı çektiğimi gören bir dostumun ‘Neden yaşadıklarını paylaşmıyorsun?’ sözü üzerine bir kitap yazmaya karar verdim. Kitabımı insanlarla paylaştıkça acılarımın hafiflediğine hayretle tanık oldum. Yaradılışın bir amacı da paylaşımdır. Gerçekten de paylaşılmayan sevgi, yeşerip büyümüyor. Tek taraflı yaşanan bir aşk, kara sevdaya dönüşüp, acı veriyor. Paylaşılan zenginlik ise, yoksulluğu gideriyor. Gördüm ki, insanlar sıkıntılarını sizinle paylaşırlarken, siz de onlarla sıcacık duygularla zenginleştirdiğiniz birikiminizi paylaşıyorsunuz, yani bir çeşit terapi uyguluyorsunuz. Duygularını paylaşamamaktan dolayı kendine eziyet etmiş ve acı çekmiş bir insan olarak, sizin aracılığınızla kitabımı daha çok insanla buluşturmak ve ilgilenenlerle yaşadıklarımı paylaşmak ve değerli yorumlarını almak isterdim.

    Önce güzel iltifatlarınız için teşekkür ederim. Böyle beni anlayabilen okurlarım bana güç veriyor, bu sevgi nedeniyle gayretle herkesin derdine koşmaya çalışıyorum. Gerçekten yardımcı olduğumu hissedince büyük bir haz duyuyorum. Hayatta her şey paylaşmakla başlar. Daha küçük yaştan itibaren çocuğa paylaşımı bu nedenle öğretmek şarttır. İnsan paylaştıkça mutlu olur. İster maddi, ister manevi açıdan birilerine faydalı olmak, insanlık görevi, hayatın amacı değil mi? Siz de kitabınızda sizin gibi acı çekenlerle duygularınızı ve yaşadıklarınızı paylaşmışsınız. Umarım okurlarınıza yardımcı olabilirsiniz.

    Paylaşmanın önemi hakkinda aciklamalar Paylaşmanın önemi konusunda bilgiler.

    Anahtar Kelimeleraylaşmanın önemi,Paylaşma,paylaşmak,paylaşmak ile ilgili sözler,paylaşmak niçin önemlid







  3. Ziyaretçi
    Paylaşmak insanlar arasında sevgi ve huzuru getirir.







+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
paylasmanin insan hayatindaki onemi kisa,  paylaşmanın insan hayatındaki önemi,  paylaşmak nicin onemlıdır vikipedi,  paylaşmak niçin önemlidir vikipedi,  duygulari paylasmanin onemi
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi