+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Müziğin Ruhi Ve Ahlaki Işlevi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Müziğin Ruhi Ve Ahlaki Işlevi





  2. RüzgarGülü
    Bayan Üye





    Cevap: "VAZGEÇİN BU HAYATTAN
    VE MELODİLERİNDEN"



    "Müzik, her yerde anlaşılabilen, gerçek anlamda ortak olan dildir: Bu nedenle üzerine tüm ülkelerde ve tüm yüzyıllar boyunca ciddi bir şekilde konuşuldu ve anlamlı, çok şey ifade eden bir melodi, kısa sürede tüm dünyaya yayılmaktadır. Buna karşın anlam yoksunu ve bir şey ifade edemeyen bir melodinin içeriği çok daha anlaşılabilir bir şeydir. Fakat melodinin dili kelimeler kullanmaz, daha ziyade istemin tek gerçekleri olan mutluluk ve acılardan bahseder: Bu nedenle beyinlerimize çok fazla bir şey söylemez, kalbimize seslenir. Aksini beklemek müziği alet etmektir…
    A. Schopenhauer

    Müzik belki de insanın yaratıcılığının en üst safhaya ulaştığı bir fenomendir. Hayatın anlamını ve anlamsızlığını vurgulayan bir fenomen. Ama çok gariptir ki müzik kendisine yabancıdır; daha doğrusu kendisini bir türlü tatmin edemez ve sürekli olarak kendi kuyusunu kazarak kendisini aşma ya da yenileme eğilimindedir. Bu bağlamda yepyeni bir ruh halini arayışta kusursuz bir yolculuktur.
    Ritimler nedir sizce? Bir anlama sahip midirler? Hayata dair ne verebilirler bize? Bu soruların cevabı sözsüz müzikte, yani melodilerin yaşattıklarında saklıdır diyebiliriz. Sözün olmadığı yerde notalar, notaların olduğu yerde de biz yani hayat ve var oluşumuz yatar aslında. Amaç olarak müzik, belki de bu kaygının dile getirildiği mekândır.
    Sanıldığı gibi tek düze bir arayış değildir; tam aksine müzik hayatın içinde yeniden bir hayat doğurma sancısını çeker. Bunu yaparken de insanüstü ve sıra dışı bir çaba sarf eder ve kesinlikle herhangi bir cinsiyet unsuru içermez; yani ne erkek ne de kadın gibi kokar o bu haliyle doğaya aittir. Çünkü bilinir ki doğanın cinsiyeti yoktur.
    Yarattığı atmosferle hiçbir şey ona dayanamaz. Çekiciliğinin verdiği duyguyla birlikte daha da cazip hale gelir. Eski ve yeniye dair olan her şey onda vücut bulur. Ama o hiçbir zaman ete kemiğe bürünemez. Çünkü bu var oluş onu yok eder. Sonunu hiçbir zaman yazamadığımız besteler, eski sevgiliye ait olan karanlık dizeler, bize sürekli bir şeyleri zorla hatırlatır. Bu dizeler ve melodiler çoğu kez acı getirir bize ama çok gariptir ki acıyı çok severiz, dünyada acıya meyilli olan (somurtkan) tüm ruhlar bahsettiklerimizi çok iyi bilir.
    Somurtkan ruhlar size ne fayda sevinçten?
    Karanlık varken…
    Vazgeçin bu hayattan ve melodilerinden.
    Her şeyden umutsuzca,
    Çırpınırken…

    İşte asıl özgürlük budur! Özgürlük hiçbir forma bürünmeden dolaşmaktır, tüm bedenlerde, tüm tenlerde. Onlara sürekli olarak varlığını hissettirmektir. Ağır ağır inen melodiler hayatı yeniden yasaklar, tüm zamana yenilmiş olanları yadsıyarak.
    Islak bir zemindir müzik; kısacası ruhsal geçişlere ve ölüme elverişli. Kendinden geçiş olarak başka bir ruha bürünme, onun en iyi becerdiği şeydir. Bazen sizi boşlukta bir hiç gibi bırakır, bazen de tanrı gibi hissettirir, bu onun gelişmesinin bir parçasıdır, cazibesinin, zenginliğinin, özgürlüğünün…
    Ruha dokunan ve onu geçici olarak iklimden iklime sokan bir duygu fırtınası… Lanetli bir doymaz ya da açgözlü… Barındırdığı tüm bu hissiyatla en zengin varoluş biçimi. Bu anlamda metafiziksel olarak da birçok şeyi içselleştirmiş bir canavar.
    "Müzik ruhların coşkunluklarının bilinçsizce (bir) sayımıdır." Leibniz
    Akılsal şeylere tamamen kendini kapatmış bir duygu kapanı gibi melodiler tüm müptelalarını çağırır durur. İmgelerin sallandığı o karanlıkta, yönümüzü tayin eden deniz feneridir. Müzik karşımıza coşku ve istenç dolu bir karanlıkla çıkar. Elle tutulamayan şeyler, evet bunlar müziğin işiydi, bunu çok iyi yapıyordu; kendine has yöntemlerle.
    "Müzik insansal tutkuların ifadesidir." Pietro Della Valle
    Ayrı bir lisan olarak kendini ifade etme. Şiirlerin söze dökülmediği tek mecradır müzik. Yani cümlelerin yerini melodiler almıştır, harflerinse notalar diyebiliriz. Gücünü de bu belirsizlikten alan zarif bir fenomendir. Belirsizlik derken kuşkusuz bu bir zayıflık değil aksine onun özgün oluşundandır.
    Ritüellerin vazgeçilmez bekçisi olarak müzik, tarihin en karanlık çağlarında bile var olmayı başarmış olan biricik duygu kapanı. Tüm toplantıların ve eski seremonilerin sadık hizmetkârı.
    Her şeyin belli bir gizem ve dille anlatıldığı müzik evrende olan biten her şeye tüm oluşlara aitti. En fazla da insana ait olan imgelere ve düşlere.
    Sonuç olarak denilebilir ki müzik, bu dünyayı bir şekilde reddediş olarak gerçek dünya denilen yanılsamadan kusursuz bir dünya yaratmayı başarabilmiştir.
    Dipnotlar
    Bu yazıda Müziğin daha çok estetik ve metafizik yönü vurgulanmakta olup asıl kaygı bu yönde dile getirilmiştir. Bir fark olarak Marksist yazarlar ve maddeci felsefeye bel bağlamış olan düşünürler ve sanatçılar genelde müziği dış dünyaya karşı kalkan olarak ve onu bir tür "ideoloji" gibi açıklamış, müziği öyle görmek istemişlerdir. Örneğin müziğin toplumsallığından bahseden yazarlar da mevcuttur; mesela Adorno'ya göre, her sanat gibi bir gerçeklik görünüşü olan müzik, görünüş değil de gerçekliğin kendisi olunca, o artık ideoloji olur; ideoloji olarak, toplumsal yanlış bilincin kaynağı olarak müzik işlevsel müziktir. Bu durum müziğin kendisini toplumda kullandırması durumudur. Ömer Naci Soykan, Cogito, Sayı–30 Kış 2002

    Diğer bir Marksist düşünür olan Lukacs klasik materyalist söylem içerisinde müziği şöyle betimler; "Bu içsellik, insan yaşamının -görece- bağımsız bir alanı olarak, doğrudan ve özgün bir varlığa sahip değildir. Sözünü ettiğimiz içsellik, insanlığın toplumsal-tarihsel gelişiminin bir üründür." Lukacs. Ömer Naci Soykan, Cogito, Sayı–30 Kış 2002








+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
müzik eğitiminin ruhi ve ahlaki işlevi,  müziğin ruhi ve ahlaki işlevi
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi