+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Osmanlı devletinin balkanlarda bıraktıgı han cami medrese v.b ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi


  2. Gülehasret
    Süper Moderatör





    Cevap: http://www.forumalev.net/soru-lar-ve...ler-lazim.html







  3. vipersting
    Yeni Üye
    Gülehasret verdiğin tüm linkler kırık!







  4. Hasan
    Özel Üye
    balkanlardaki mimari eserleri


    Sultan Murad Türbesi
    Bosna-Hersek'teki Konyiç Köprüsü'


    Camiler ve mescitler 4620-2536-1660 adet.
    Madereseler 142- 4 adet.
    Mektepler 1500 imiş şimdi hiç yok karma Bulgar okulu3200 adet.
    Tekkr ve zaviyeler 365 – 174 -72 adet.
    İmaretler aşevleri 42 – şimdi425 adet.
    Hamamlar113- 575 adet
    Kaplıça Sıçak sular 30-600 adet.
    Türbeler 27- 17 adet.
    Vakıflar Osmanlı-1125 adetmiş kalan 401 adet
    köy İslam cemiyetleri-2560- şimdi 1275 adet.
    SAAT Kuleleri 20- 45 adet.
    Kale ve Surlar 20- 15 adet.
    Köprülerimiz-44- kalan 28 adet
    Kule ve oçaklar10- 6 adet
    Türk Çeşmeleri 175- 375 adet.
    Su kuyuları/pınarlar/1660- 886 adet
    Göl ve göletler 1950- 975 adet.
    Datlı su kaynakları 186- 385 adet.
    Bedestenler 12- adetten kalan 6 adet.
    Darulkura 10 imiş şimdi hiç yok.
    Degirmenler , yel, su, ateş olmak üzere1600-375 adet.
    Türk Çarşıları 185 şimdi 320 adet
    DükkaNLAR4500 ŞİMDİ1550 ADET.
    Kuyumcular- 18- 25 adet
    Bakırcılar dukanı 12- 2 adet kalmış
    Kervan saraylar 16adet imiş şimdi hiç yok.
    Kalaycılardükkanı 20 adetmiş şimdi 5 adet kalmış.
    Müslüman müftülüğü- 25 adetten 17 adet kalmış.
    Hastaneler 12- 560 adet olmuş.
    Dersaneler 12- 275 adet
    Hünkar bahçeleri 75 -185 adet
    Tüek idari mimari yapıları1865 - 662 adet.
    Türk evleri 1.550,785 ADETYEKÜNÜ BUNLARIN170856 tarihi eski yapı.
    Türk konakları tarihi 410 adet
    Türk köşkleri muhtelif 456 adet
    Türk sarayları375 adet
    Türk askeri istihamları 10 adet şimdi yok
    Türk kütüphaneleri 175- şimdi karma 4200adet
    Askeri kışlalar12 adet.
    Askeri tabyalar 170 adet
    Şehitliklerimiz -18 şehirde ve yeni jivkof şehitleri 45 adet.
    Mezarlıklarımız-11785- 7725 kalan
    Mesire parkları120-460 adet.
    Demiryolu istasyonu-125 adet.
    Telegrafhane 6- 1250adet
    Tçari merkezi 280 adet
    Hanbarlar 2850 adet Köy ve şehirlerde kulanilan tarım muhafaza yerleri.
    Hangarlar 875 adet
    Tersaneler 6 adet
    Atölyeler 680 adet
    Demircilik işlikleri-1250 adet
    Mahkeme sarayları 30 adet
    Askeri cephanelikler 12 adet
    Muhtelif Ticari magzalar1780 DET
    Bulgar kilisesi ve manastırı Türk yaoısı-1275 adet
    Bulgar meyhaneleri 2350 adet
    Türk kahvehaneleri3250 adet
    Türk tatlıcıları ve baklavacıları 1150 adet
    Türk lokantası ve çobacıları 1100 adet
    Türk köftecileri 650 adet
    Tük nalburcuları 1250 adet
    . Tüek YUMATACILIĞI VE TAVUKCULUĞU780 ADET
    Osmanlı devleti ve hükümdarlığında asırlar boyu bir cınar gibi Anadoludan balkanlara göçen kök ve dal budak salan ve buralarını imar ederek pek çok şehir ve köyler kuran ve uyğun gördükleri yerleride imar ederek kendi zevk ve yaşayışlarına göre şekil vermişlerdir.Tatar Pazarcığı kazasının vakıf eserlerine gelinçe çelebi sultan Mehmed tarafından kurulan şehir Veziri azam Makbul İbrahim paşa tarafından imar edilmiştir. BUNLAR 8 CAMİ, 12 MESCİD, 7 TEKKE, 7 HAN,1 İMARETTİR.makbul İbrahim paşanın yaptırdığı kervansarayın 2000 deve ahırı,3000at,tavlası,80 odası,200şömine ile ısıtılan,salonları ve vezierleri agırlayan özel salonları varmış.Avlusu taş döşeli olup5000 atlının sığınacagı geniş bir meydandır. Müslüman- kafir ayırt etmeden beraberce kalarak yer ve içerlermiş. Yatarlarmış.Spfya-Filibe yolu üzerindeki bu büyük konak yeriolduğu için devamlı doluymuş. Kervansaraya Ayşe Sultan ilave su getiemiş ve bazı noksanlarını tamamlamıştır.BURADA30 CANİ, 3 MEDERESE,1 Türbe,6 TEKKE VE ZAVİYE,4 imaret, 2 mektebi, 2 hanı, 1 kalesi,1 hamamı, 1 kervansarayı varmış.1362 tarihinden itibaren Türk hakimiyetine giren Bulgaristan Bagımsızlığını1908 yılında alarak tam 546 yıl Türk kültür ve medeniyetinin tesiri altında kalarak şehirler ve köyler imar ederek binlerce Vakıf ihya etmiştir. İşte Balkanoloji araştırmaları bu tarihi kültürel mirasınızın izinde olup araştırmalarını devam ettirmektedir


    ---------------------------------------




    osmanlı devletinin balkanlarda bırakmış oldugu mimari eserler


    Osmanlı'nın sadece Balkanlar'da 15.787 adet mimari yapı inşa ettiğini ortaya koymuştur.Sadece Bulgaristan'daki mimari eserlerin sayısı 3399 adettir; bu sayı, 2356 adet cami-mescit, 142 medrese, 273 mektep, 174 tekke-zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam-ılıca-kaplıca, 27 türbe, 24 köprü, 16 kervansaray, 74 çeşme, saat kuleleri, hastaneler, bedestenler, kütüphaneler ve çeşitli sanat eserlerinden meydana gelmiştir. Günümüzde bu eserlerin büyük bir kısmı yok olmuştur; orijinal halini koruyan eser sayısı ise çok azdır.



    Vardar Nehri üzerinde, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılan Taş Köprü (Fatih Köprüsü) ve Samokov'da bir Türk çeşmesi

    Bu mimari yapılardan Romanya Babadağ'daki Sarı Saltuk Türbesi; Arnavutluk Kruya'da Sarı Saltuk Türbesi; Bosna-Hersek Blagay'da Sarı Saltuk Türbesi; Bulgaristan Obroçişte-Balçık'ta Akyazılı Tekkesi ve İmareti; Köstendil'de Koca İsnak Paşa Köprüsü, Uludere Harmanlı Köprüsü; Budapeşte'de Gül Baba Türbesi; Kosova Priştine'de Sultan Murat Hüdavendigar Türbesi; Üsküp'te Sultan Murat Camii, Kurşunlu Han; Filibe'de Sultan Murat Hüdavendigar Camii, Karagöz Paşa Medresesi, Hünkar Hamamı, Şahabeddin Paşa Hamamı; Saraybosna'da Gazi Hüsrev Bey Camii; Sofya'da Mahmut Paşa Camii ve Kervansarayı, Şumnu'da Şerif Halil Paşa Camii, saat kulesi; Yunanistan Kavala'da Mehmet Ali Paşa Medresesi, yeniden inşa edilen Mostar Köprüsü; Manastır-Bitola, Pirlepe'de saat kuleleri; Peç'te Kazım Paşa Camii gibi çeşitli örnekler günümüze kadar ulaşmıştır.. Ancak ne var ki, bu yapıların bazıları bakımsız ve ihmal edilmiş durumdadırlar. Özellikle Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerdeki eserler, Eski Yugoslavya'da bulunanlara göre çok daha kötü durumdadır. Türk kültür mirasının bir parçası olan bu önemli eserler, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. İhmal ve bakımsızlığın yanı sıra yıkılmayan bazı önemli tarihi binaların farklı amaçlarla kullanılması, bilinçsiz bir şekilde tadilat çalışmalarında bulunulması, eserlerin ideolojik olarak tahrip edilmesi bu mimari yapıların tükenmesine yol açmaktadır.


    Macaristan'da Osmanlı'dan kalan en büyük mimari eser olan Gazi Kasım Paşa Camii şu anda kilise olarak kullanılıyor. Caminin kubbesi, Hunyadi Yanoş heykeliyle yüz yüze Peç'in en kalabalık meydanına bakıyor.
    Macaristan'ın her yerinde Osmanlı'nın izlerine rastlamak mümkün. İşte, Kanuni döneminde kuşatılmasına rağmen, kışın bastırması sebebiyle alınamayan, 1596 yılında III. Mehmed tarafından fethedilen Eğri Kalesi'nden bir görünüm. III. Mehmed, bu zaferden dolayı, Osmanlı tarihinde "Eğri Fatihi" olarak anılır.

  5. /-/A<£&
    Yeni Üye
    osmanlı devletinin balkanlardaki mimari eserlerinden maedreseler yardımcı olursanız çok sevinirim sadece medreseler lazım?

  6. Hüsran_01
    Üye
    TARİHÎ MEDRESELER


    Medrese kelimesi, İslâm tarihinde orta ve yüksek dereceli öğretim kurumlarının genel adı olarak kullanılmıştır. Sözlükte "okumak, anlamak, bir met-ni öğrenmek ve ezberlemek için tekrar-lamak" anlamına gelen ders kö-künden bir mekân ismidir. Osmanlı döneminde medrese, sıbyan mektebin-den sonra orta, lise, yüksek okul ve üni-versite eğitimine tekabül eden, İslâmî kimliği sebebiyle sadece Müslümanların devam ettiği bir eğitim kurumu özelliği taşır. Medrese denilince daha çok, Büyük Selçuklu hükümdarı Alpars-lan`ın (ö. 465/1072) veziri Nizâmülmülk (ö. 485/1092) tarafından Nîşâbur ve bilhassa Bağdat`ta açılan ve daha sonra yaygınlık kazanan Nizamiye Med-reseleri akla gelmektedir. Anadolu`da ilk medreseler Danişment ve Artuklu döneminde ortaya çıkmıştır. İlk medreselere en güzel örnekler, Mardin`de Hatuniye, Diyarbakır`da Artuklu eseri açık avlulu, eyvanlı Zincîriye ve Mesûdiye medreseleridir. Medreseler yapı itibariyle avlu, eyvan, kışlık, dershane, mescit, talebe odaları, yemekhane, havuz, çeşme, türbe, tuvalet gibi bölümlerden oluşmuştur. Medreselerin başta gelen özelliği hoca ve talebelerin barınacağı odalarının bulunmasıdır. Medreselerin devamı için vakıflar kurulmuş, böylece âlimlerin ve öğrencilerin geçim endişesi taşımaksızın ilimle uğraşması sağlanmıştır. Bazı medreselerde dinî ilimlerin yanı sıra tıp ve astronomi gibi ilimler de okutulmaktaydı. Medreselerde okutulan aklî ilimler Batı dünyasında büyük etki yapmış, Hıristiyan din adamları ile diğer bazı kimseler buralardan aldıkları bilgileri memleketlerine taşımışlardır. Bu sayede İbn Rüşd`ün (ö. 595/1198) düşünceleri Müslüman Doğu`dan çok Hıristiyan Batı`yı etkilemiş ve burada doğan Averroisme (İbn Rüşdcülük) cereyanı kilise tahakkümünün ve skolâstik anlayışın sarsılmasında önemli rol oynamıştır. Medreseler, 3 Mart 1340/1924 tarihli Tevhîd-i Tedrisat Ka-nunu ile Maarif Vekâleti`ne devredilmiş ve kanunun neşrinden on üç gün sonra da kapatılmıştır. Diyarbakır merkezde Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemine ait Nasuh Paşa, Hacı İsmail b. Ali, Latifiye, Bakır, Hüsreviyye, Şucaciye, Hâce Ahmed, Şeyh Rumî, Ali Paşa, Behram Paşa, Melek Ahmed Paşa, Rağibiye, Kadiriyye, Nebi Camii (Seyfeddin), İmadiye, Mesûdiye, Zinciriye, İpariye ve Ulu Cami medreselerinin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Eski bir bilim ve kültür merkezi olan Diyarba-kır`da medrese mimarisinin güzel ör-neklerine rastlamak mümkündür. Zincîriye Medresesi, Mesû-diye Medresesi, Ali Paşa Medre-sesi, Muslihüddîn-i Lârî Medresesi ayakta kalan en güzel örnek eserlerdendir. Diyarbakır genelinde ayakta kalabilen medreselerden tespit edilebilenler bu bölümde sunulmuştur.
    1. ABDULLAH PAŞA MEDRESESİ (ÇERMİK İLÇESİ)
    Çeteci Abdullah Paşa Medresesi adı ile de bilinen medrese, Çermik ilçesi’nde, çarşı içinde Ulu Cami`ye giden yol üzerinde bulunmaktadır. Medresenin 1756 tarihinde Çeteci Abdullah Paşa tarafından yaptırıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır. Çeteci Abdullah Paşa aslen Çermikli’dir. Diyarbakır’da beş kez valilik yapmıştır. Hattat, şair, âlim, fazıl ve cömert biri olarak nitelenen Abdullah Paşa 1760 yılında vefat etmiş, Dağ Kapı dışındaki mezarlığa defnedilmiştir. Bu mezarlık kaldırıldığı için bugün tam olarak nerede medfûn olduğu bilinmemektedir. Abdullah Paşa’ya “Çeteci” lakabının Emîrü’l-Hac görevi sırasında urbân eşkıyasına karşı başarılı mücadelesinden dolayı verildiği tahmin edilmektedir.

    Abdullah Paşa Medresesi
    Rahmi Hüseyin Ünal, Çeteci Abdullah Paşa Medresesi’nin mimarisi hakkında şu bilgileri vermektedir: “Medrese, genel hatlarıyla dikdörtgen bir plana sahiptir. Revaklar ve bunlar gerisinde yer alan hücreler, merkezi avlunun üç kenarına sıralanmış, avlunun kuzey kenarı boş bırakılmıştır. Revakların avluya bakan yüzleri koyu gri renkli bazalt ve bej renkli kesme taşlarla örülmüş almaşık duvar düzenindedir. Avluya bakan revak kemerlerinin araları camlı bölmelerle kapatılmıştır. Revaklar sekiz taş pâye üzerine oturmaktadır. Avlunun güneydoğu ve güneybatı köşelerindeki pâyeler haç kesitli, diğerleri T şekillidir. Pâyeleri duvarlara ve birbirlerine bağlayan kemerler sivridir ve revakların cephe duvarları gibi almaşık düzendedir. Revakların üzeri, pandantifler üzerine oturan on bir küçük kubbe ile örtülüdür. Pâyeleri duvarlara bağlayan kemerlerden bazılarının içi sonradan örülmüştür. Medrese hücrelerinin düzeni, onarımlar sırasında hayli değiştirilmiştir. Kuzeydoğu köşesindeki hücre ile batı kanadındaki üç hücrenin avluya bakan duvarları sonradan kaldırılmıştır. Güneydoğu ve güneybatı köşelerinde harap olan hücreler yeniden inşa edilmemiş, bu hücrelerin revaka açılan kapıları örülmüştür. Yapının dış duvarları muhtemelen kırma taşlarla örülmüş, üzerleri sıvanmıştır.



    Abdullah Paşa Medresesi iç görünüm
    Doğu kanadındaki iki hücre ile güney kanadında, mescidin iki yanında yer alan üç hücre, asli hüviyetlerini az çok korumuş durumdadırlar. Mescidin sağ ve solundaki hücrelerin revaka açılan kapıları, demir parmaklıklarla kapatılarak bu hücreler bir anlamda mescide ilave edilmişlerdir. Hücrelerin hepsi beşik tonozlarla örtülüdür. Kuzeydoğu köşesindeki hücrenin doğu duvarında ve güneybatı köşesindeki hücrenin batı duvarında, içe doğru genişleyen birer ışık penceresi görülmektedir. Ayrıca mescitte ve iki yanındaki hücrelerde mevcut pencerelerin ilk yapıdan kalmış oldukları söylenebilir. Güney revakının ortasına açılan bir kapıdan mescide girilmektedir. Kapı aralığının üst kısmına, tunç bir levha üzerine kazınmış üç satırlık bir inşa kitabesi yerleştirilmiştir. Buna göre medrese Abdullah Paşa’nın yardımıyla 1170/1756 yılında inşa edilmiştir. Bu kapı ve iki yanındaki pencereler birer basık kemerle örtülüdür. Mescidin kuzey cephe duvarı, revakların avluya bakan yüzleri gibi almaşık düzende kesme taşlarla kaplanmıştır. Mescid, farklı şekilde örtülmüş iki hacimden oluşmaktadır. Kuzeyde yer alan dikdörtgen hacim, pandantifler üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Mescidin iki yanındaki hücrelerin bu kubbeli mekânla bağlantıları sağlanmıştır. Güneyde yer alan mekân, yarım sekizgeni andıran bir plana sahiptir ve dilimli bir çeyrek küre ile örtülüdür. Bu mekân medresenin güney duvarında bir çıkıntı teşkil etmekte, yarım sekizgen profilli mihrab da bu mekân içinde yer almaktadır. Mihrap nişi mukarnas bir çerçeve içine alınmış ve mukarnas bir kavsara ile örtülmüştür. Üç dilimli bir sağır kemer kavsarayı ihata etmektedir. Nişin iki yanındaki silindirik profilli gömme sütuncukların basit mukarnaslarla süslü birer başlığı vardır. Mihrap nişi ve çerçevesi sonradan badana edilmiştir. Avlunun üç kenarını dolanan hücreler ve dışa doğru köşeli bir çıkıntı teşkil eden mescit-dershane hücresi, medresenin belirgin özelliklerini teşkil etmektedir”. Medrese, caddeye bakan kuzey cephesi önüne dükkânlar inşa edildiğinden bugün caddeden görünmemektedir. Yakın zamanda avlusu düzenlenmiş, revak aralarında ve revakların avluya bakan yüzünde onarım ve değişiklikler yapılmıştır. 1974 yılında, ilçenin Kur’ân Kursu binası olarak kullanılmıştır. Çermik Cami Yaptırma Derneği tarafından onartılan medresenin tamamı bugün cami olarak kullanılmaktadır (Bkz. Medrese Cami). Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü aittir. Medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Çeteci Abdullah Paşa Medresesi Camii” adı ve 21.02.01/05envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    2. ALİ PAŞA MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Ali Paşa Medresesi, Merkez Sur İlçesi’nde, Ali Paşa Camii’nin batısında bulunmaktadır. Mimar Sinan’ın eserleri arasında sayılan medrese, Diyarbakır’ın 6. Osmanlı Valisi Hadım Ali Paşa (ö. 965/1558) tarafından 1534–1537 yılları arasında yaptırılmıştır. Medrese, günümüzde kullanılmamakla birlikte, yakın zamanda onarım görmüş ve sağlam bir haldedir. Son dönemde medresenin hemen yanına inşa edilen iki katlı bina Sur İlçe Müftülüğüne bağlı Ali Paşa Kız Kur’an Kursu olarak hizmet vermektedir.

    Ali Paşa Camii ve Medresesi
    Medrese, dikdörtgen avlunun doğu ve batısına sıralanan tek katlı, önü eyvanlı beşer oda ile avlunun güneyini çevreleyen yarım sekizgen planlı bir açık dershaneden meydana gelmiştir. Medresenin sağ ve sol kanatları birbirinin aynıdır. Odaların önünde beşik tonoz örtülü eyvan vardır.

    Ali Paşa Medresesi
    Girişe göre sağdaki odalara eyvanın sağ köşesinden, soldaki odalara da sol köşesinden girildiği için kapılar karşılıklı gelmektedir. Oda ile önündeki eyvanı ayıran ara duvarların iç yüzlerinde ocaklar vardır. Odalar arasındaki duvarlara ufak gömme nişlerin yerleştirildiği görülmektedir. Odalar ortalama 3.55x2.84 metredir. Doğu ve batı yönlerinde odaların birer penceresi vardır. Mihrap tam akstadır. Çok sade bir dikdörtgen niş içine yerleştirilmiştir. Yarım sekizgen planlı mihrap nişi üstte yarım daireli bir biçimde kapanır. Oda kanatlarının yalnız avluya bakan cephelerinde silmeler sağlam olup, diğer yönlerde kalmamıştır. Medresenin örtüsü topraktır. Bir dönem Düşkünler Evi olarak kullanılan medrese, bugün kullanılmamaktadır. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Hadım Ali Paşa medresesi” adı ve 21.00.01/103 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    3. HATUNİYE MEDRESESİ (HANİ İLÇESİ)
    Zeynebiye ismi ile de anılan medrese, Hani İlçesi’nde, Ulu Cami’nin birkaç yüz metre güneybatısında mahalle içinde bulunmaktadır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Avlulu medreseler grubunda yer alan ve ortadaki avlunun bir kubbe ile örtülü olduğu tahmin edilen medresenin en süslü köşesi kıble duvarıdır. Mihrap nişinin üst kısmı zengin bir şekilde bezenmiştir. En üstte, sekiz kollu yıldız örnekleri arasında, geometrik örnekli bir pano görülmektedir. Mihrap nişinin hemen üstünde, çiçekli bir zemin üzerine yazılmış bir ayet şeridi görülmektedir. Medresenin güney duvarının dış yüzü de çeşitli süsleme şeritlerle bezenmiştir. Yapının ayakta kalabilen kesimlerinde görülen süslemelerin büyük bir kısmı, geometrik örnekli şeritler ve panolardan ibarettir. Zamanla büyük bir bölümü harap olmuş, Türk mimarisinin en güzel örneklerinden olan medresenin restore çalışmaları 1993 yılında başlamış ve tamamlanmıştır. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, 21.08.01/03 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    4. HÜSREVİYE MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Merkez Sur İlçesi’nde, Mardin Kapı semtinde yer alan Hüsreviye Medresesi, Diyarbakır’ın 2. Osmanlı Valisi Hüsrev Paşa (ö. 1544) tarafından 1521–1528 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kuzeydeki medrese portalinden yapıya girilmekte, sağ ve sol taraflarda 14 adet medrese odaları yer almaktadır. Ana girişin tam karşısında ise caminin giriş kapısı yer almaktadır. Medresenin mescid kısmına, 1728 yılında minare eklenerek cami haline getirilmiştir. 1561`de Diyarbakır valiliğine atanan İskender Paşa`nın davetini kabul ederek Diyarbakır`a gelip yerleşen ünlü bilgin Musihüddîn Lârî uzun süre bu medresede baş müderrislik görevi yapmıştır.

    Hüsreviye Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Hüsreviye Medresesi 1966 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce esaslı bir onarıma tabi tutulmuştur. Bu onarım sonrası medresenin mescid kısmı, cami olarak; medrese kısmı ise Vakıflar Bölge Müdürlüğünce öğrenci yurdu olarak kullanılmıştır. Günümüzde mescid kısmı cami olarak kullanılmaya devam etmekte ise de medrese kısmı ise Hat Kursları düzenlenmektedir.

    Hüsreviye Medresesi
    Cami ve medresenin mimari yapısı hakkında Metin Sözen şu bilgileri vermektedir: “Yapıya kuzeydeki medrese portalinden girilmektedir Cami olarak kullanılan kısım, ilgi çekici bir plan tipi göstermektedir. Bütün yapı bir sıra siyah bir sıra beyaz kesme taşlardan yapılmıştır. Orta avlunun etrafını, ayaklara dayanan sivri kemerli revaklar çevirmekte, arkalarında ise medrese odaları yer almaktadır. Tam güneydeki cami kısmında revaklar yapılmamış, camiye doğrudan giriş sağlanmıştır.

    Hüsreviye Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Girişin tam karşısındaki camiye, geniş kemerli bir kapıdan girilmekte, onun sağında ve solunda birer pencere bulunmaktadır. Aynı zamanda büyük dershane görevini yapan bu cami kısmı, ters bir T planı göstermektedir. Girişte bir kubbe bulunmakta, kubbe sekizgen kasnağa oturmakta, bu kubbeli kısım iki yana beşik tonozlarla açılmaktadır. Güneyde, mihrabın bulunduğu kısım ise dışarı çıkıntı yapmakta, yarım kubbeyle örtülmektedir. Bu kısım, küçük ölçülerde yapılmış olmasına rağmen, oranları bakımından olgundur. Cami kısmı, ilk yapıldığı sırada, medresenin mescid ve dershanesi olarak düşünüldüğünden, küçük yapılmıştır. Sonradan bütün cemaate açılmış, devamlı cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1728 yılında ise arada beyaz şeritleri bulunan siyah taştan minare eklenmiştir”. Mihrap günümüzde yağlı boya ile beyaza boyanması dışında asli yapısını korumaktadır. Hüsrev Paşa Cami ve Medresesi’nin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aittir. Medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında 21.00.01/015 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    5. LATİFİYE MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Latifiye medresesi, Merkez Sur İlçesi’nde Fatih Paşa Camii’nin kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Burası aslında Fatih Paşa Camii’nin Şafiîler bölümü olmakla birlikte 19. yüzyılda aynı zamanda Latifiye adı ile medrese olarak kullanıldığı bilinmektedir.

    Latifiye Medresesi (Fatih Paşa Camii Şafiîler Kısmı)
    İki sahınlı medrese, uzun süre âtıl olarak kalmış ise de 2004 yılında onarılarak SHÇEK Kadın ve Çocuk Eğitim Merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Latifiye Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Bu bölüm, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında "Fatih Paşa (Bıyıklı Mehmet Paşa-Kurşunlu) Camii Şafiiler Bölümü"adı ve 21.00.01/011 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    6. MESÛDİYE MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Ulu Cami Külliyesi içinde yer alan Mesûdiye Medresesi, Ulu Cami’nin kuzey kanadı doğu yarısında camiye bitişik olarak yer almaktadır.

    Mesûdiye Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Diyarbakır`da yapılan ilk büyük medresedir. En eski tarihli kitabesinden öğrenildiğine göre medresenin yapımına hicri 595/1198 yılında Artuklu Meliki Ebu Muzaffer II. Sökmen (Ö.597/1200) zamanında başlanmış, Muzaffer Sökmen ve ondan sonra göreve gelen Melik Salih Nasırüddin Mahmud’un ölümü nedeniyle yapım, 32 yıl sonra Melik Mesûd lakaplı Mevdûd zamanında 620/1223 tarihinde tamamlanmıştır. Bu medresenin inşası Melik Mesûd döneminde bitirildiği için Mesûdiye adıyla tanınmıştır. Güneydeki mihrabın sağındaki pencerelerin birinde bulunan kitabeye göre tasarımını Halepli usta Cafer b. Mahmud, yapımını ise Mesûd isminde biri yürütmüştür.

    Mesûdiye Medresesi iç görünüm
    Mesûdiye Medresesi, kesme taştan iki katlı olarak inşa edilmiştir. Yapıya hem kuzeydeki ana girişten, hem de caminin avlusundan girilebilmektedir. Doğu-batı yönünde uzanan medresede, kuzey yönündeki girişten sonra, çapraz tonozlu revakların yer aldığı bir avluya varılır. Kareye yakın avlunun en büyük açıklığı, iki kat boyunca yükselen ana eyvandır. Eyvanın sağ ve solunda iki oda yer alır. Ana eyvanın açıldığı avluda, iki katlı kemerler, bunların çeşitli şekilde ve açıklıkta taşları ve birinci katla ikinci katı ayıran noktada, şerit halinde dolaşan süslü yazı şeridi yapıya zengin bir görünüş kazandırmıştır. Diğer medreselerde olduğu gibi revaklardan sonra yer alan medrese odaları burada yoktur. Oda olarak yalnız eyvanın iki yanındaki mekânlar kullanılmaktadır. Girişin tam karşısında süslü bir mihrap yer almaktadır. Bezeme ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundaki mihrabın iki yanına yerleştirilmiş döner taş sütunlar, binada meydana gelebilecek çökmeyi tespit için konulmuştur.

    Mesûdiye Medresesi iç görünüm
    Medresenin 590/1194 tarihini taşıyan eyvanındaki kitabesinden dört Sünnî mezhebe yönelik fıkıh medresesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu özelliğiyle Mesûdiye Medresesi, Anodolu’da benzeri bulunmayan bir uygulamaya sahiptir. Mesûdiye Medresesi’nde en geniş manada aklî ve naklî ilimler okutulmuş, bilginler arası ilmi tartışmalar yapılmıştır. Çok eski bir ilim yuvası olan Mesûdiye Medresesi’nin, Anadolu’da kurulan ilk Türk Üniversitesi pâyesini taşıması gerektiğini ileri süren araştırmacılar da bulunmaktadır. Bütün kitabeleri, motifleri, taş yontma kemerleri ve döner taş sütunlarıyla hala ayakta durmaktadır. Medrese günümüzde Şarkiyât Araştırmaları Derneği tarafından kullanılmaktadır.

    Mesûdiye Medresesi mihrabı
    Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında 21.00.01/099 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    7. MUSLİHÜDDÎN LÂRÎ MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Safa Cami Külliyesi içinde yer alan bu medresenin diğer adı da İpâriye’dir. 15. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

    Muslihüddîn Lârî Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Çok sayıda eserin yanı sıra Mir’atü’l-Edvar ve Mirkatü’l-Ahbar isimli tarihinde yazarı olan ünlü bilgin Muslihüddîn-i Lârî’nin, Diyarbakır Müftüsü olduğu dönemde bu medresede ders verdiği ve bu nedenle medresenin onun ismi ile de anıldığı bilinmektedir. Lârî, 16. yüzyılın tanınmış bilim adamlarındandır. İran`ın Lâr kentinde doğmuş, bu nedenle kendisine, Lârî-i Acemî de denilmiştir. 1561`de Diyarbakır valiliğine atanan İskender Paşa`nın davetini kabul ederek Diyarbakır`a gelip yerleşen Lârî’ye Hüsrev Paşa Medresesi’nde müderrislik ile Diyar-bakır müftülüğü görevleri verilmiştir. 1571’de vefat eden Muslihiddîn Lârî’nin kabri Safa Camii’nin batı tarafında avlu dışında bulunmaktadır (Bkz. Muslihüddîn Lârî ve Kabri).

    Muslihüddîn Lârî Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Medresenin 19. yüzyılda Diyarbakır’ın en önemli medreseleri arasında olduğu bilinmektedir. Harap bir halde olan medrese 2007 yılında mülkiyetinin ait olduğu Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından orijinaline uygun şekilde onarılmıştır. Bugün boş bir halde olup kullanılmayan medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Şeyh Sefa İparlı (Muslihiddin Lari) Medresesi“ adı ve 21.00.01/100 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.
    8. ZİNCÎRİYE MEDRESESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)
    Ulu Cami’nin güneybatısında yer alan ve Sincâriye adıyla da bilinen bu medresenin yapılış tarihi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Araştırmacıların çoğu, medresenin Artuklulardan Kutbuddin Muzaffer II. Sökmen zamanında 595/1198 yılında inşa edildiğini kabul ederken, bazı yazarlar bunun 634/1236’da Eyyûbî hükümdarlarından Melik Salih Necmeddin dönemine ait olabileceğini ileri sürmektedirler. Medresenin güney batı duvarındaki bir kitabe parçasından, mimarının İsa Ebû Dirhem olduğu anlaşılmaktadır.

    Zincîriye Medresesi/Merkez Sur İlçesi
    Açık medreseler plan tipinde, iki veya tek eyvanlı plan şemasına uygun olarak tek katlı yapılmıştır. Kesme taştan yapılan medresenin giriş kapısı ile ön cephesinin ayrı bir yapısı bulunmaktadır. Bezemesi olan ön cephede diğer aynı dönem yapılarında olduğu gibi zengin süslemeler burada görülmemektedir. Plan olarak diğer Anadolu medreselerinden biraz farklılıklar göstermektedir. İklim koşullarından ötürü avlu biraz küçültülmüş, havuz ve fıskiyelerle ortam ferahlatılmıştır. Medrese iki eyvanlıdır. Avlu revakları ayaklara dayanmakta, çepeçevre bir beşik tonoz revakların üstünü örtmektedir. Bu beşik tonoz giriş eyvanın önünde çapraz tonoz olmakta, ana eyvanın önünde ise yüksek bir beşik tonozla eyvan avluya açılmaktadır. Medresede en belirgin yer, büyük eyvandır. Ana eyvanın sağ ve solunda iki beşik tonozlu uzun oda, sol köşede ise kubbeli bir oda yer almaktadır. Medrese, gerek mimari organları ve gerekse dekorları bakımından Güneydoğu Anadolu Medreseleri grubuna girer. Medresenin dört cephesindeki kemerlerin üstü ayetlerden oluşan kitabelerle süslüdür. Cami ile arasında bir takım kemerli bağlantılara ait duvar kalıntıları olması sebebiyle Ulu Camii Külliyesi’ne dâhil ve Mesûdiye Medresesi’ni tamamlayan bir yapı olarak kabul edilmektedir. Artuklular’ın Diyarbakır’a kazandırdığı Zinciriye ve Mesûdiye medreseleri sayesinde Sünnî anlayış bölgede giderek kuvvet kazanmış ve bu medresler sayesinde Şîa’nın bölgede yayılmasına imkân verilmemiştir.



    Zincîriye Medresesi iç görünüm
    Evliyâ Çelebi, Seyahatnâmesi’nde bu medreseden “Beyne’l-ulemâ pâyesi vardır” diye bahsetmektedir. l934 yılında onarılarak Diyarbakır Arkeoloji Müzesi haline getirilen Zincîriye Medresesi, günümüzde Merkez Sur İlçe Müftülüğe bağlı Yatılı Zinciriye Kız Kur’ân kursu olarak kullanılmaktadır. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Zinciriye (Sincariye) Medresesi” adı ve 21.00.01/101 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.

    osmanlı devletinin balkanlara hakim olmaya çalışmasından sonra burada meydana getirdiği mimari eserler(cami,han,hamam,köprü,medrese) hakkında bilgi

  7. Ziyaretçi
    Çok tşk ödevime yardımcı oldu.

+ Yorum Gönder
osmanlı devletinde han,  osmanlı devletinin kalan han
5 üzerinden 2.00 | Toplam : 2 kişi